Her insan hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir kere olsun bel ya da boyun ağrısı çeker. Bunun nedeni öncelikle mekanik
bel ağrısı ya da boyun ağrısı dediğimiz olaydır. Hatta görülen bel ve boyun ağrılarının yaklaşık olarak yüzde 98’i mekanik bel ve boyun ağrılarıdır.
Siz de masa başında çalışıyor ve akşam eve gittiğinizde beliniz ve boynunuzun ağrısından duramıyorsanız sorununuz sandığınız kadar hafife alınacak bir durum değildir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Memorial Hastanesi Nöroşirurji Bölümü'nden Op. Dr. Metin Güler, bel ve boyun ağrıları hakkında bilgi verdi.
Sürekli bel ağrısı varsa hangi hastalıklardan şüphelenmek gerekir?
Mekanik bel ve boyun ağrısı omurganın yani boynun ve belin omurgasını tutan kasların tutulmasına bağlı olan, kişinin mesleği, yaşam tarzı, hayata bakışı gibi nedenlerden ya da cereyan, rüzgar, klima gibi maruz kaldığı dış etkenlerden olan ağrılardır. Bu ağrılardan dolayı kasların tutulup gerilip çekmesi sonucu omurganın C yapısını bozmasından dolayı ağrı çeker. Bu daha çok mekanik bel ağrısıdır. Sürekli bel ve boyun ağrısı çeken insanların mekanik mi yoksa gerçekten bir sinirin basısına bağlı olan ağrı olup olmadığını araştırmak gerekir. Teknolojiden yararlanarak bunu tespit etmek mümkündür. Eğer hastada ikinci bir ağrı şekli olan radyoklopati varsa bu çok önemlidir. O zaman tedavi edilmesi şarttır. Tedavi edilmediği zaman ciddi sorunlar yaratır. Sürekli ağrıları olan bir insanda muayene çok önemlidir.
HERKESİN az çok değişse de ortalama bir (büyük ve küçük) tansiyonu var. Bununla birlikte nasıl belli bir boyun altındakiler “kısa,” üstündekiler “uzun boylu” sayılıyorsa, ortalama değer olarak kabul edilen alt ve üst sınırların altında olanlar düşük tansiyonlu (hipotansiyon), üstünde olanlar yüksek tansiyonlu (hipertansiyon) kabul ediliyor. Bu alt ve üst sınırları belirlemek kolay bir şey değil. Yaşa ve kiloya göre önemli farklılıklar ortaya çıkıyor. Bugün kabul edilen üst sınır küçük tansiyon için 85 mmHg (8,5), büyük tansiyon için ise 135 mmHg (13,5).
Vücut yaşlandıkça cildimizin görünüşü ve karakteri değişir. Deri yaşlanması çevresel faktörler, genetik, makyaj, beslenme ve diğer faktörlerden etkilenir.
Nüfusumuzun yaklaşık beşte birini oluşturan 15 milyon öğrencimizden okul öncesi dönem çocuklarımız ile ilköğretim 1.sınıf öğrencilerimiz bugün okula başladılar. Ortaöğretim öğrencilerimiz ile ilköğretimin 2-8.sınıfları da 24 Eylül’de ders başı yapacaklar. Okul döneminde öğrencilerin okul başarısı yanında, büyüme ve gelişmeleri ile sağlıklı beslenmeleri de çok önemli bir husustur. Okul çağı döneminde, öğrencilerin bedensel ve zihinsel gelişimlerini en iyi şekilde tamamlamalarına ve ileriki yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak gerekir.
Kozmetikler, modern dünyada günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası. Bu yüzden kullandığımız ürünleri seçerken bilinçli olmakta fayda var. Aksi takdirde ciddi cilt ve alerji sorunlarıyla karşılaşmak mümkün.
Hücrelerin metabolizmasını hızlandırıcı, yönlendirici, aktive edici özelliği bulunan vitaminlerin eksikliği kadar fazlalığı da çeşitli hastalıklara yol açıyor.
Sebze ve meyveyi az yiyenlerde çeşitli hastalıklar daha çok görülüyor ve bunlar cılız, boysuz, dayanıksız ve kısa ömürlü oluyor. Eski insanların sağlıklı ve uzun yaşamış olmalarının sebeplerinden biri de, yiyeceklerini çiğ yemiş olmaları.
Doğa bir eczane gibidir ! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler; depresyondan tansiyona kadar birçok hastalığa iyi gelir.
En sağlıklı atıştırmalıkların başında yer alan kuruyemişler, dozunda yenildiğinde neredeyse birçok hastalıktan koruyor, hatta derman ile oluyor.
Gençlik kaynağı üzüm suyu: Üzüm suyu, içerdiği zengin vitamin ve mineraller nedeniyle vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Üzüm suyunda bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller, demir ve potasyum var. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını da geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenleyip bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir.
A vitaminini havuçtan, kayısıdan, maydanozdan, B vitaminlerini yoğurttan, buğday çiminden, kepekli ekmek ve bulgurdan, C vitaminini limondan, kividen, brokoliden, D vitaminini güneşten, balıktan, tereyağından, ayçiçeğinden, E vitaminini sütten, peynirden ve susamdan alabiliriz. Sınırsız nimetleriyle doğaya ve bu çok tutumlu olan bedeninize güvenin